birini sevdi sonra başkasını daha,bir daha derken önce sevmeyi öğrendi korumayı,sahip çıkmayı mutlu anlara kıymet vermeyi
dünyanın günü terk edildi dile takıldı kelimeler tek söz etmedi zaman her şeyin ilacı döktü içini ve dedi ki dağlara çıkmak istiyorum nehirleri ters akıtmak karada balık tutmak uçurtmanın kanadında havalanmak daha basit şeyleri tiyatroya gitmeyi maç izlemeyi film eleştirmeyi hep ve birlikte yapmak istiyorum
tek isteyen oydu bu durum fena koydu masada kalem yanında kağıt kirli,buruşmuş kenarından koparılmış örselenmiş duruyordu
alabildiğine yazdı olabildiğince açık yapabildiğince organik üzerinde tepindi duyguların üstünden yıkıntıların altından geçti her şeye şekil verdi kenara bıraktı demlendi gidenlerin ardından soğuk su içecek kıvama yıllar sonra geldi
ortam çiçek,böcek dünya yalan,dolan gündem kan revan aradığın zaman etraf konu kaynıyordu kalemin yerini klavye kağıdın yerini ekran aldı coşku olgunluğa korku,boş bir mevzuya arzu,sakin akan suya tutku,tevazuya dönüştü
ilk ateşin yerini tutan olmadı konu çeşitlendi hayata anlam katan her şeye endekslendi yazmadan durmadı oldum demedi bildiğini inkar umduğunu itiraf etmedi yaşarken yazmayı yazarken yaşamayı böyle öğrendi
özür cancağızım dünyaya çok mu geldin dünya mı sana fazla bilemeyeceğiz bilmek istemeyeceğiz
bazen fani insanlar nesli sürdürmek için değil nefsi köreltmek için sever gibi yapar cancağızım kimi günah der buna kimi mübah
can parçasını terk eden günahkar dünyaya boyun eğen çaresizler var aramızda normal değil bu kendini inkar normal olur mu
ekle buna adı sanı duyulmayan merak dahi edilmeyen sırra kademi sahip çıkmayan haber olmasa vaka-i adiyeden saymaya teşne devleti her türlüsünü kabule razı üstüne ölü toprağı serpilmiş milleti gör şeytanın gör dediğini sonra çöz bilmeceyi cancağızım
yakışmadı dünyaya öyle masum öyle güzeldi süt anne yetmedi Nisa’ya en şefkatlinin bile kollarında zehirlendi
öyle sarhoş ki insanlık kimi öldü dedi kimi yaşıyor hala haber kadar kıymeti yok canın bir varmış bir yokmuş misali
yaşadığını farketmeyen öldüğüne nasıl üzülecek cancağızım yaşarsan,yaşattık diyecek üstüne övünecek ölürsen timsah gözyaşı dökecek
inadına tutun hayata inadına yaşa cancağızım bıraksalar tarlaya yeşer orada büyü,gönen,güzelleş peşine düş vazgeçmenin hesap sor cümle alemden yaşanmasın bir daha söyle,haykır,bağır herkes değil bir nisa evladına sahip çık yoksa dölün kurur namusundan vazgeçme er geç hesap sorulur deyiver cancağızım umut ol yarınlara seni duyarlar beni anlarlar belki
ne gurbeti ne hasreti ne hikmeti kendinde buldum özünde gördüm behçet’i
eve kapandım evde kaldım bittiğinde içerden çıkmış misafir olmuştum bir başka eve başka evrene
bağdım dağ oldum azap çektim sıradana dönüştüm hikmetinden sual olunmayanı okumuş yarı yolu bulmuş belki tümden kaybetmiştim
dışarıda değilim içeri de girmedim perdenin arasında sıkışıp kalmış burcunu arayan bir garip haldeyim yanımda olsa da dese ben şimdi neyleyim
oraya koyduğunu almışlar sözü öze gösteren lambayı atiye görünecek anlamı,aynayı almışlar bizi gurbete söze hasrete sahip olunamayan ulaşılmaz bir hikmete salmışlar neyleyim
baba kim kim baba dünyaya salan problem yoksa aramayan bayramda öpülecek zoraki bir el büyüyene kadar başın üstündeki ev cebinde harçlık,sevgiye açlık korku dağları,tahakküm ağları sözden çıkanı ister ağız ister avuç dolusu döven değil baba baba değil
baba kim kim baba iş veren,hayat öğreten yol gösteren kötüyü kapatıp iyiye taş döşeyen dillendirmeden düşünen öpmeden sevdiğini gösteren koruyan,kollayan,kalıba sokmayan ayak izi ne kadar büyürsen büyü senden büyük özü,sözü gerçek gerçek baba
baba kim kim baba biyolojik,psikolojik organik,otomatik yapay,üvey,güvey sezonluk,ömürlük kafesten ağza itilen lafta dokusu,duygusu ağız dolusu haykırsan hakkı baki kalan gerçek baba
bir gün habersiz tanrı misafiri attırmıştı sigortayı iki yıl yedi hasreti,öfkesi yatışması,kavuşması geri dönmesi kim haklıydı ne farkeder ki
bir fotoğraf çekimi yalnız kalınan o an silinmez hafızadan baş öne eğik bakış mahzun yüreğe oturmuş yıllar sonra yoksun kaçınılmaz kader o an hala üzer
bavul toplanmış taksi kapıda biri var kapı arkasında engel olmayan paran var mı sormayan bir aciz ne bilsin dönüşsüz gitmeyi ne bilsin el öpmeyi ne bilsin…
ilaç kokan oda orada bir başına ilk defa refakat değil sadece ziyaret bir kaç dakika yoğun pişmanlık yalın hüzünden ibaret orada bir başına kodum ya seni affetmedim kendimi affetmedim
musalla taşı yıkadılar tut dediler tut gidiyor artık son tutamadım kaydı ellerimden hayat boyunca olmadı ilk kez başı taşa vurdu çıkan sesten utandım bir başıma bir başını tutamadım
senden sonra herkes misafir fotoğraf çekiliyor gidip de dönmeyen çok hastaneler dolup taşıyor hayat devam ediyor hayırsız denemez belki yetersiz oğlun haketmediğini bilse de anları sayıyor fazlasını yapamadı anasını hayatta tutamadı diye halâ yasını tutuyor
farz edelim algoritmalar hani şu kimi,neyi izleyeceğimizi bize dikte eden canavarlar çıktı normal işleyişi dışına tersine çevrildi hatta
olmaz olmaz bugün öyle çalışır yarın başka bugün benzeri yarın zıttı diyelim ki azıttı kontrolden çıktı
aynı düşünen üç beş insan hadi bilemedin sekiz,on yüz,yüz elli daha basmakalıp olan için bin,bin beş yüz en azılısı milyon belki
önüne hazır gelince herkes böyle düşünüyor doğru yol bu demektir geri adım atan dönektir tanrılar böyle diyor
hani olur ha algoritma amca getirmedi benzerini fıştıkladı benzemezi açıyorsun face’i ne diyorsan tersi bakıyorsun twitter’a senin gibi düşünene küfür kıyamet gırla instagram’da aforizmalar her yanını tırmalıyor okuyunca hafazanallah ne oldu ya bir şeyler ters mi gitti yoksa teori iflas etti de haber mi vermedi biri
sayın algoritma insiyatifi altında öpüşmeni isterse öpüşecek dövüşmeni isterse dövüşeceksin benzerini getirirken önüne bir yandan hızını veriyor öte yandan gazını alıyor
tersini yapması bakar bilek hareketine bunalım gelirse işine savaş çıksın isterse onu da yapabilir bu da böyle biline
çözüm ne güven kendi aklına olduğu kadarıyla dolduruşa gelme eskiden biz yapardık cumhuriyet okur peşinden göz atardık tercüman’a,hürriyet’e ne demiş,ne yumurtlamış merak ederdik o zaman ana akım diye bir zırva da yok ya herkes baba
mesaj o ki benzemezi ihmal etme akıl akıldan üstün vicdan,iman,adalet hepsi bir bütün yeni tabir ile bir “paket”
insanoğlu çiğ süt emmiş bugün der doğrusunu yarın giyer eğrisini allahın verdiğini verdiği kadarıyla kullanmayı bilirsen göreceksin zamanla kendin için senden ala şahsın seninkinden ziyade aklın olmadığının farkına varacaksın
cebelleş algoritmayla yakayı kaptırma unutma hiçbiri daha akıllı değil sen pes etmedikten sonra hele ki değilsen akılla boğaz boğaza hiç korkma benzeri benzemezi sen gibi ya da öteki hizaya girer karşında hizaya
ali yazdı veli bozdu ali’nin yazdığını değil veli’nin bozduğunu örnek aldı insanoğlu
yazdı ali: haram yeme kem gözle bakma olmaz olmaz deme insan ayırma küçüklerini sev büyüklerini say komşun açken tok yatma kaldıramayacağın yükün altına girme herkesi kendin gibi bilme
bozdu veli: devlet malı deniz yemeyen domuz olur böyle şeyler hiç kalkma tahtında otur kayır babam kayır onu ayır bunu ayır türk’ü kürde alevi’yi sünni’ye kırdır doldur küpünü yaldır yaldır yağdır mevlam yağdır yemeyen saftır,salaktır
şaştı insanoğlu etrafına baktı kim ne halt ediyorsa onu örnek aldı iyiyi,doğruyu,güzeli görseydi,bulabilseydi yapacaktı aynısını bir süre inanmadı soysuz dedi haram dedi yemedi,içmedi,direndi sonunda ben miyim mahallenin salağı diye düşündü yedi babam yedi hatta özendirdi kendinden önce yiyeni niye daha önce düşünemedim bile dedirtti kıskandırdı pezevengi
o yedi bu yedi yiyen doymadı paylaşacak şey kalmadı yukarıdaki dayanamadı kopardı kıyameti kabarttı denizleri yağdırdı demirleri saldı suları estirdi fırtınaları verdi depremi vurdu günahkarları
ahiret günü sordu hesabı aldı cevabı: cennet kaça?!…
savaş kan savaşkan gözünü ancak kan,toprak doyuran durmaz evinde yeri cephe illa fetih,zulüm yapacak çoluk çocuk ne bulursa doğrayacak yüz buldukları adına kazandığı ganimetleri hesabına yazacak
barış can herkesle anlaşan gözünü,ruhunu sevgi doyuran durmaz yerinde gönül kazanacak sevecek,sevilecek çiçek koklayacak kelebek kovalayacak fethettiği gönülleri koleksiyon yapacak
ikisini de sen mi yaptın insanoğlu hamuruna ne kattın birinin tarifine gerek yok sokaklarda bulunur üç beş kuruşa satılır diğerinin reçetesini ayrıntılı ver deniyoruz yüzyıllardır bir şeyler kararında değil ama ne gözünü seveyim doğrusunu deyiver