sabah erken kalkıp güne bir kaç satır bırakıyorum sonra onları bir eskici gibi toplayıp tekrar akşama yelken açıyorum derin hülyalara daldığım uzun geceler bütün saçmalıkları istenmeyen yıkıcı gerçekleri çoğunun evet ya diyeceği hayalleri yaşama dair plan projeleri hepsini ortaya döküyorum ay ışığı varsa ne alâ yoksa kendi ışığımla kavruluyorum bazen kendimden korktuğum oluyor yüzümü yıkıyorum aynaya bakıyorum geçmediyse öncekilere sarılıyorum düğümleri çözüp tekrar bağlıyor eski defterlerin tozunu alıyor bazı kitapların yerini değiştiriyorum kafamdan atamadıklarım varsa müziği sonuna kadar açıp mevsimine göre bir şarkıyı yüksek sesle tekrar tekrar tekrar dinliyor biriken uğultulu kelimeleri yazıya döküp yine yeni doğan güne salıyorum böyle yaşıyor böyle yazıyor böyle tutunuyorum
okudu daha geçenlerde altını üstünü çizdi anlamadıklarını tekrar okudu katılmadıklarının yanına soru işareti koydu
koca bir eleştiri kitabının içindekilerinde rastladığı adının yanına küçük bir çentik attı sıradakileri atlayıp onu öne almıştı
soracaktı ilk fırsatta karşılaşınca bir şiirde romanda veya fuarda ne demek istedi niye öyle yazdı başka türlü yazsa olmaz mıydı diyecekti yarı patavatsızca
göçüp gitti okuyucu vuslatına birkaç satır kala yazanın ömrü okuyanın çabası yetmedi buluşma fi tarihine ertelendi ne denilebilir ki takdir-i ilahi
en çektiği en benzediği kene eldeki avuçtaki gider bakar-kene devlet millet soyulur yer-kene çalıyor ama çalışıyor der-kene çuval kömür,paket makarna kanar-kene oy ver ihya ol verir-kene bir şey değişmez dua eder-kene yaşadıkça celladını sever-kene acı ilacı sualsiz emer-kene acımıyor devam der ….-kene ne desen boş nasihat işlemez vadesi gelince göçer-kene
yorgun gönlümde hazan yaprakları dökmekte tahammül imkanları bir bir sona ermekte attığım her adımım sonlara götürmekte yine de hazan güzel hasret güzel sen güzel
devamı gelmese de tadı başka gülmenin hesabı yok uğrunda zorluklara girmenin nedensiz sensiz yaşam bedelidir sevmenin ölsem de hayat güzel sevmek güzel sen güzel
durulmayan çağlayan bir kalp ağrısı idin derdime de hüznüme yettiğin kadar yettin çözümsüz bir soruna çare olmadan gittin gitsen de adın güzel niyet güzel sen güzel
ağlarım ardın sıra geri dönmeyeceksen gittiğin yerden haber selam etmeyeceksen bana ne alem yeter bu alem etmez bir sen seninle yaşam güzel ölüm güzel sen güzel
Tahtı varsa bir babanın Oğlunun kalbidir Bugünün veliahtı Yarının sultanı Taşırsa kalbinde Rahat gidilir eller üstünde
Kıza yazılır güzellemeler Gel gör ki Kısa anılır centilmenler Anaya sevgili Babaya rakip olunca Hakkı yenir gibi yiğitlerin Aslen öyle mi ya Kıyılır mı hiç Gölgende büyüyen Ayak izini takip edip Gözünün içine bakana
Ey oğul Dünyaya bıraktığım miras Şimdi beni dinle biraz (duyar gibiyim sesini zaten öyle yapmadık mı ömür boyu babalık kısa kes yeter artık der gibisin ya) sözüm yine de sana
Adın anılınca Ayaklar altında dünya Sensin başımın tacı Sensin bu ızdırabın ilacı Kaybettik mi sana inancı Zordur yaşamak İşte asıl o zaman Boştur konuşmak
Bilirsin babalar kolay söyleyemez Herkesin bildiği bir gerçeği Sen benden sonra gelen Dünyanın en mükemmel erkeği Belki tüm zamanların birincisi Ona rağmen baba damının Değişmez ikincisi
Boş ver bu yarışa,telaşa Metin ol,el ver şu dünyaya Yarını yapacak da Lüzumsuz savaşları dindirip Barışı koruyacak da Sen olacaksın sen
Sade el kızını değil Bilumum sülalesini Mutlu etmeye çalışacak da Ki daha zordur Bir dünya savaşını önlemekten Sen olacaksın sen
Bunu kimler yapamadı bilirsin Bilumum dedelerin ve hatta ben Her şeye rağmen Hiç unutma ve gururlan Toprağa koyduğun an babanı Bu dünyanın sultanı Sen olacaksın sen
Yeniden aşık olmaktır Kız babası olmak Anayı hatırlamak Eşine gebe kalmaktır
Yıllar yıllar önce Dili eşek arısı soktuğu bir gün Şeytanın söylettiği kem sözü Yalayıp yutmak Binlerce kez tövbe etmektir Allah huzurunda
Çiçeğe su vermektir Hayatın pasını almak Yarını göremezken Kaygının tozunu atmaktır Gözü karartmak Uğruna savaşmak Saçının teli,tırnağının ucu Zarar görmesin diye Meydan okumaktır her bir şeye Efelenmektir en despot diktatöre
El oğlu dediğin yiğide gözdağı vermek Uzaktaysa mutluluğunun izini sürmek Sesinin tonundan anlam çıkarmaktır Çatallıysa biraz Bilet almaktır ilk otobüse Bak hele şu hergeleye Nasıl üzermiş kızımı diye Yollara düşmektir söylene söylene
Kanıtlar edinmektir gizli gizli Yeminler ettirmektir sizli bizli Darılmasın diye gereğinde susabilmek Üzülmesin diye bilmeze yatmaktır Kabusa uyanmaktır en ufak bir şüphede Sabahı zor etmektir akşam serinliğinde Yanarken ateşler içinde Meraktan üşümektir haber gelesiye
Bir damla gözyaşına Dağlar devirmek Üçüncü dünya savaşıdır Kızın sızısı babaya Topsuz tüfeksiz,göğüs yekpare Savaşmaktır çıkıp ortaya Kendini feda etmektir Bir dirhem mutluluğa
Kız babası olmak zordur ha Herkes olabilir olmasına Yüze gülen gelin de kızındır aslında Şöyle küçücük bir gülücük kondurup yüzüne Bakınca gözünün içine Hey anam babam hey Vay anam babam vay Yok böyle ayrıcalık Yok böyle rakı balık Kızım,iki gözüm,ciğerparem Bağrım yanık,bağrım yanık,bağrım yanık…
elinden çıkan kadar güzel dilinden dökülmese de aklından geçen kadar naif notalar üstüne düşüyor hayatın sevgisi anlatılsa bir babanın böyle anlatılırdı
bin kez çalınsa üstüne yakışan söz bulunmayan bir serenad sanki gözünde mutluluk işareti görmeye can atan bir babanın özlemi böyle anlatılırdı
zamanın içine sıkışmış tek sözüyle çıkmaya hazır bir kahraman değilse de nazına razı,ilgiye mazhar bir babanın teşekkürü ancak böyle anlatılırdı
Yazın geldiğin gibi Kışın da gelirsin ya Konyaaltı’na Orayı bekleyenleri görürsün Yazı anladım da Kışın niye çıplak ayak bunlar Dedirtirken hava
El ayak çekildiğinde bile Gidecek yeri olmayan Orada burada Soyunma kabininde,otobüs durağında Sabahı akşam,akşamı sabah eden Bir nevi göçmen Kimi yakından Kepez’den Kimi başka diyardan,uzaktan Mesela Diyarbakır’dan
Dertleşmiştin biriyle Kavgalı babasıyla Kovulmuş evden Gitmek istemiyor zaten Daha fazlasını soramadım mı Sormak mı istemedim bilmem Üstümdeki üç beş kuruş Onu ne kadar idare eder Düşünmeyi istemem
Bir diğeri ta Lüleburgaz’dan Hikayesi büyük Büyük olduğu kadar ezik Ama kendi değil Güneşleniyor edasıyla Topladığı ekmekleri Yedirirken kuşlara Değmişti gözüne Bunlar kuşların demişti Kendisinin olan bir şey gözükmüyorken Önce ne kadar zorlandığını Bir şey isterken utandığını anlatmıştı Nerede kalıyorsun gibi abuk bir soruya bile Centilmence Homeless olduğu yanıtını vermişti
Bisikletin pedallarına nasıl bastıysam artık Bir çırpıda döndüm eve Sanki dönmezsem kaçacak Dönebileceğin bir evin olduğunu bilmek Dönebilmek her istediğinde Bilmem ki daha mı fazla Daha mı mutlu yaşatacak
Güzel havalarda sahile Dökülür ya Antalya O kalabalık içinde görünmez olurlar Ne ara bir soğuk hava,fırtına Tsunami çağrıştıran Kumsal yutan büyük dalga Hakim olsa Görürüm yine onları Bekliyoruz biz burayı Hele dinsin yağmur Hele dursun fırtına Sahili de koyacağız yerine Kumsalı da Rahat uyu evinde,kafesinde Bizi dert etme Alışığız der gibi Bakıp geçerler yüzüme Nasıl da şaşırırım Bilirim ben etmedikçe Rahatsızlık vermeyelim kaygısıyla Yanıma gelip etmezler tek kelime
Paylaşmayı düşünsem termosumdaki çayı İkiye bölsem elimdeki keki Sohbet edip hal hatır sorsam bir iki Neyi halleder ki Dünyayı “paylaşmadıktan” sonra
Düşünürüm Sadece iyilikleri çoğaltacak Dertleri bölüşecek Küskünlükleri yok edip Hayatı eşitleyecekler hayata gelmeli Ya da en başa dönülmeli Temiz,masum,düşünceli Bir evlat lazım bu dünyaya Tüm yaşananları hazmetmiş Hepsinden ders çıkarmış Yeni bir Adem’den olma Yine bir Havva’dan doğma